İMÂM-I ÂZÂM EBÛ HANİFE (R.A.)

İMÂM-I AZAM EBÛ HANİFE (R.A.)’İN VELÂYETTEKİ YERİ

3 yıl önce

İslâm âlimleri, İmâm-ı A’zam (r.a.)’i bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve evliyâyı da bu ağacın dallarına benzetmişler, O’nun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemâlâta (olgunluklara, üstünlüklere) erdiklerini belirtmişlerdir.

İMÂM-I AZAM EBÛ HANİFE (R.A.)’DEN TAKVA ÖRNEKLERİ

4 yıl önce

Âlimler, İmam-ı Azam’ın takvası, ibâdeti ve zühdünde icma etmişlerdir. Kalbi ahlaki kötülüklerden arı, her çeşit faziletle süslü, Allâh ve Resûlü (s.a.v.)’in getirdiklerine sıkı sıkıya bağlıydı. O evliyaların ve imâmlarının en büyüğüydü.

İmam Abdullâh b. el-Mübarek: “Ebû Hanife (r.a.)’den daha çok Allâh’tan korkan birisini görmedim.” demektedir.

Abdurrezzak b. Hemmam: “Ebû Hanife (r.a.)’e her rastladığımda gözlerinde ve yanaklarında ağlama izlerini görürdüm.” demiştir.

İMÂM-I AZAM (R.A.)’İ SEVMENİN MÂNÂSI

4 yıl önce

Hâfız Abdülazîz b. Revvâd (rh.a.) der ki: “Ebû Hanîfe (r.a.)’i seven sünnî, sevmeyen bid‘atçıdır. Yani Ebû Hanîfe (r.a.) insanların mezheblerini ta‘yîn etmede kıstâs tutulmuştur. Böylece, her kim onu severse o kişinin ehl-i sünnetten olduğu ve her kim ona buğz ederse ehl-i bid‘adden olduğu kolayca anlaşılır.”

İbrâhim b. Muâviye de: “Ehl-i sünnet yolunun tamâmlayıcı şartlarından biri de Ebû Hanîfe (r.a.)’i sevmektir. Ebû Hanîfe (r.a.) adâleti temsil eder ve onunla hükmederdi. İnsanlara ilim yolunu gösterip mes’elelerini çözümlerdi” derdi.

İMAM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE (R.A.)'NİN CÖMERTLİĞİ

22 yıl önce

Ebû Hânîfe (r.a.)'nin yaşadığı devirde insanların en cömerdi olduğunda herkes ittifak etmektedir. O (r.a.) ke­reminde dostlarını ve öğrencilerini eşit tutardı. Evlenme­si gerekenleri evlendirir, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını temin ederek evlerine bizzat gönderirdi.

Yanında oturan adamlardan birinin üzerindeki eski elbiseyi görmüştü. Diğer oturanlar oradan kalkana kadar beklemesini rica etti, sonra elbisesi eski olan şahsa:

İMAM-I AZAM EBÛ HANÎFE (R.A.)'NİN SÖZLERİ

22 yıl önce

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle buyururlardı:

"İlim adına konuşan ve fetva veren kimse, verdiği fet­vadan dolayı kendini sorumlu tutulmayacağını kabul ederse, bu işin önemini takdir etmemiş demektir."

"Zamanından önce riyaset arzu eden kimse zelîl ola­rak yaşar."

"Fıkıh ehlinin ve fıkhın değerini bilmeyen kimsenin meclisinde oturmak insana ağır gelir."

"Alimler eğer dünyada ve âhirette evliya-i kirâm'dan sayılmazlarsa, Allah (c.c.)'ın velî kullarının olmaması la­zım gelir."

İMAM-I AZÂM EBÛ HANÎFE (R.A.)'DE ALLAH KORKUSU

22 yıl önce

Yezîd b. el Leys anlatıyor: Ki Yezid bu ümmetin hayırlılarındandı. Bir gün mescidde yatsı namazını kılarken mescidin imamı Zilzâl Sûresini okuyordu. Ebû Hanîfe (r.a.)'de namaz kıldıran kişinin arkasındaydı. Namaz bittiğinde Ebû Hanîfe (r.a.)'ye baktım. Oturmuş, tefekkür halindeydi. O (r.a.)'nu meşgul etmemek için kalktım, kandili söndürme­den çıktım. Kandilin içinde yağı az kalmıştı. Sabah namazı için mescide geldiğimde Ebû Hanîfe (r.a.)'yi ayakta, eliyle sakalını tutmuş, şöyle dua ederken gördüm: Ey zerre kadar hayra mükâfat, şerre de ceza terettüp ettiren Allah!