SILA-I RAHİM VÂCİPTİR

1 yıl önce

Akrabaya sıla etmek vâcibdir. Ömrün bereketli olmasına sebeptir. Çok büyük sevabdır. Sıla demek, unutmayıp yakınlık göstermektir. Ziyaret ile hediye göndermekle, eliyle veya diliyle yardım etmekle olur. En aşağı derecesi selâm vermek veya selâm göndermek ile olur. Sıla için muayyen bir zaman yoktur. Müslümanlar ne kadar zamanda sıla etmeyi âdet etmişlerse öyle yapılır.

Yakın sıla etmek, her halde vâcibdir. Fakat uzak akrabayı gün aşırı ziyaret etmeli yahut haftada bir yahut ayda bir kere ziyaret etmelidir.

AREFE GÜNÜ YAPILACAKLAR

1 yıl önce

İmâm Hibbetullâh’ın Saîd bin Müseyyeb’den onun da Ebû Hureyre (r.a.)’den naklettiği bize haberde Resûlullâh (s.a.v.): “Bir kimse Arefe günü Öğle ile ikindi arasında dört rek’at namaz kılsa, her rek’atinde bir kere Fâtihâ ve elli kere İhlâs sûrelerini okusa, Allâhü Teâlâ ona bin kere bin sevab yazar. Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu her harf için cennette ona bir yüksek derece verilir. Her derece arası beş yüz yıllık yoldur. Ve her harf için ona yetmiş hûrî verilir. Her birisi için yakuttan yetmiş bin sofra, her sofrada yeşil kuş etinden yiyecekler vardır.

TEŞRÎK TEKBÎRLERİ

1 yıl önce

Kurbân Bayramı’nın arefe gününün sabah namâzından i‘tibâren bayramın dördüncü gü- nünün ikindi namâzına kadar yirmi üç vakit farz namâzlardan sonra bir def‘a: “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâilâhe illâ’llâhu va’llâhu ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l hamd” diye tekbîr alınır ki, buna (teşrîk tekbîri) denir. Teşrîk tekbîrleri, âlimlerin birçoğuna göre vacîbdir.

İSLAMDA İNSAN HAKLARI

1 yıl önce

İslâm hukuku insafla incelendiğinde zaman, toplumların mutluluk ve istikrarına tek çare ve ilaç olduğu görülecektir.

  • İslâm hukuku, kaynak itibari ile beşer üstü olduğundan, müeyyide ve kaideleri ile her zaman şamil, insan cinsinin ihtiyaçlarını karşılayacak genişlikte ve mükemmeliyette olduğu için, beşer tarafından düzenlenen kanunlardan büyük bir üstünlük ve imtiyaza sahiptir.

SOSYOLOJİNİN KURUCUSU İBN-İ HALDUN

1 yıl önce

1332 Tunus doğumlu İbn-i Haldun, sosyoloji ilminin kurucusudur. O, sosyolojiye; İlm-i tabiat-ı Ümran demiş- tir. İnsanların cemiyetler halinde birbiriyle yardımlaşarak memleketlerini imar etmelerini ve yaşayışları için gereken geçinme vasıtalarını, sebepleri ve aletleri hazırlamalarını ümran kelimesiyle özetlemiştir. Kendinden önce sosyoloji ilmine temas edenlerden farklı olarak, bu ilmin, siyaset, ahlâk, hitabet ve başka ilim ve fen cümlesinden olmayıp kendi başına bir ilim olduğunu ortaya koymuştur.

KURBAN İBÂDETİNİN FAZÎLETİ

1 yıl önce

Bir hadîs-i şerifte: «Allâhu Teâlâ katında en büyük gün kurban bayramı günleridir» buyuruldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kızı Fâtıma (r.anhâ)’ya: «Ey Fâtıma! Kurban kes. Kesilirken yanında bulun ve onu gör. Çünkü o kurbanın kanından yere damlayan ilk damla ile senin bütün günahların afv ve mağfiret olunur» buyurdu.

ÖLEN SÂLİH BİR KİMSE OLSA BİLE KABRİN ONU SIKMASI

1 yıl önce

İmâm Nesei’nin rivâyet ettiği hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Sa’d bin Muaz hakkında şöyle buyurmuştur: “İşte (vefatı sırasında) Allah’ın Arşı onun için (sevincinden)’ sarsıldığı kişi budur. Ona gök kapıları açıldı ve onun cenazesine yetmiş bin melek hazır bulundular. Vallahi Sa’d’ı kabir bir kez sıktı da sonra onu serbest bıraktı.”

Hafız Ebû Nuaym şöyle rivâyet etmiştir:

ZİLHİCCE AYININ İLK ON GÜNÜNÜN FAZÎLETİ

1 yıl önce

Âişe (r.anhâ)’dan rivâyetle: Resûlullah (s.a.v.) zamanında bir kimse vardı. Zilhicce ayı görününce oruç tutardı. Bu hâli Resûlullâh (s.a.v.)’e ulaşınca, onu huzuruna çağırıp: “Seni bu günlerde oruç tutmaya mecbur eden sebeb nedir?” buyurdu. “Yâ Resûlullah (s.a.v.)! Şu günler, meşâir ve hacc günleridir. Hacıların duâlarına ortak olmayı Allâhu Teâlâ’dan istedim” cevabını verdi.

HACCA GİDEMEYENLERE TESELLİ!

1 yıl önce

Hz. Âişe (r.anhâ) Vâlidemiz’in, rivâyetine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şöyle müjde verdiklerini haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden birini ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o kadar sevâb alır.”

ÂHİR ZAMANI ANLATAN HADİS-İ ŞERİFLER

1 yıl önce

‘‘İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki; mescidlerde toplanır ve namaz kılarlar, ancak içlerinde mü’min bulunmaz.’’ (Hâkim- İbni Ömer’ (r.a.)’den)

‘‘Muhakkak ki Allâhu Teâlâ İlmi, kullarından söküp almak sureti ile kabz etmez. Lâkin ilmi, âlimleri kabz ederek alır. Âlim kalmayınca da insanlar cahilleri baş edinirler, sonrada onlara sorular sorarlar. Onlarda ilimsizce fetvalar vererek hem saparlar, hemde saptırırlar.’’ (Buhâri, Müslim, Tirmizi - Abdullah ibni Amr İbn-ul As’dan r.a)

YEMEK YERKEN UYULACAK SÜNNETLER

1 yıl önce

Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. Sadece yemekten önce yıkamak kâfi değildir, yemekten sonra da yıkamalı, en azından eli silmelidir.Elin sadece birini veya ellerin parmaklarını yıkamak olmaz. Ellerin tamamını yıkamalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) “Yemeğin bereketi, yemekten önce ve sonra elleri yıkamaktır” buyurmuşlardır. Eller yemekten sonra yıkandığında havlu veya mendille silinirse de yemekten önce yıkandığında silinmemelidir. Sünnette böyle sabit olmuştur.

Başlarken Besmele çekmek, sonunda da Elhamdülillah demek sünnettir.

İLMİ İLE AMEL EDENE UYULUR

1 yıl önce

İnsanlara yol gösteren kişinin; birisine, kendisini ilgilendirmeyen şeyler hakkında susmasını emretmesi halinde, eğer bizzât kendisi de lüzumsuz şeyler hakkında sükût eden biri ise, o zaman o kişiye uyulur. O kişi sana dünya karşısında zahidâne bir hayat yaşamanı öğütler ve bizzât kendisi de aynı şekilde yaşarsa o zaman fetvası doğru olacaktır. Yok kendisi dünyaya dört elle sarılır bir halde olursa o zaman fetvası yalan olacaktır. Allah Teâlâ (Tebük seferine iştirak etmeyip) geride kalan üç kişi hakkında da: “Ey inananlar!

ALLAH YOLUNDAKİ AZİM ve GAYRETLERİ

1 yıl önce

Azim ve çalışkanlık çocukluklarından beri Muhterem Ömer Öztürk’ün öne çıkan vasıfları olmuş, bu sayede yö- neldikleri her işte -biiznillah- muvaffak olmuşlardır. Birkaç saatlik uyku ile günlerini geçirmekte; Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’den birinin meseleleri, bundan kaynaklanan üzüntü ve bedenlerindeki hastalıklar sebebiyle çoğu zaman bu birkaç saatlik uykudan da mahrum kalmakta, gece-gündüz dünya rahatını terk etmektedirler. “Biraz istirahat buyursanız” diyen hadimlerine çoğu kez, “İstirahat kabirde” cevabı- nı vermişlerdir.

Eski arkadaşlarından birinin tespiti:

HAK YOLDA KILAVUZ ÖMER ÖZTÜRK

1 yıl önce

Ebedî mutluluğun sırrı; bizi karanlıkları ilim ve irfanlarıyla aydınlatan ve tehlikeli dönemeçlerde bizleri işâret taşları ile uyaran mâneviyat ehline uymaktadır. Nitekim Cenâb-ı Hakk; “Ey mü’minler, Allah’tan korkun, (kötülüklerden sakının) îmânında ve sözünde doğru olanlarla (sâlih ve sadıklarla) beraber olun.” (Tevbe s.19) buyurmuştur. Sâdık ve sâlihlerle beraberlik; hakkın sevgisini, bâtıldan uzaklaşmayı ve takvâyı doğurur.

VAKAR MÜ’MİN VASFIDIR

1 yıl önce

Hafif meşreplik; genelde sağa sola bakmakla, başı gözü sağa sola hareket ettirmekle, gelen geçen herkese nazar etmek, söylenen her sözü dinlemeye çalışmakla ve bazen bunu dilinde izhar etmekle olur. Meselâ: Çok konuşmak, dîni ve dünyası için lüzumlu olmayan şeyleri sorup öğrenmek, sual ve cevapta acele etmek, elleri süratle hareket ettirmek, bir takım organları oynatmak, kaşımak, sarığı zaman zaman düzeltmek, ihtiyaç olmadığı halde sakal ve elbiseyle oynamak, yürürken ayakları lüzum olmadığı halde hareket ettirmek, başka azayı oynatmak.

ALLAH KULUNA KÂFİ DEĞİL Mİ?

1 yıl önce

“Dini Allah’a has kılarak ihlâs ile kulluk et. Dikkat edin, halis din Allah’ındır.” (Zümer s. 2-3)

Dünyâ; zevali (yok oluşu) süratli bir yerdir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dünyâdan bana ne. Ben dünyâda ancak bir ağacın altında gölgelenen, sonra göçen ve orayı terkeden bir binici yolcu gibiyim.” Alimler; bu göç etmenin süratine ve beklemenin azlığına bir benzetmedir, demiştir.

TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN SÜNNETE BAĞLIĞI

1 yıl önce

Ebû Hasan Ahmed bin Muhammed en-Nuri şöyle demiştir: “Her kim ki kendisinde Allah ile olan berberliğinden dolayı, şeriatın dışına çıkabilecek bir takım haller yaşadığını iddia ediyorsa ondan uzak durun. Zira o bid’atçi biridir.” Ebû Ahmed bin Muhammed bin Sehl bin Ata el-Âdemi şöyle söyler: “Kim şeriatin ölçülerine yapışırsa, Allah -celle celâluhu- onun kalbini marifet nuruyla doldurur. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ahlâkı ile ahlâklanıp, yaptıkları ve emrettiklerine ittiba etmekten daha şerefli bir makam yoktur.”

PEYGAMBER (S.A.V.)’İN EMÎN OLUŞU

1 yıl önce

Peygamber (s.a.v.) en emîn, en âdil ve en doğru bir peygamberdi. Öylesine emin ve doğru idi ki, bunu düşmânları bile kabûl edip itiraf etmişlerdir. Henüz kendisine peygamberlik gelmeden önce bile (el-Emîn) deniyordu. İbn-i İshak, “Allâh (c.c.) onda bütün güzel ahlâk ve hasletleri topladığı için kendisine emîn denilmiştir.” dedi. Allâh (c.c.): “Orada kendisine itaat olunandır. Bir emîndir.” (Tekvir s. 21) buyurmuştur.

MÎZAN NEDİR?

1 yıl önce

Hz. Aişe (r.anhâ) rüyâsında kıyâmetin koptuğunu, insanların mahşer yerinde toplandıklarını, aralarında bir kadının amelinin tartılırken, Uhud dağından da ağır bir amelinin bulunduğunu gördü. Hz. Aişe (r.anhâ) o kadını tanırdı. Uyanınca, o kadını çağırttı ve amelinin ne olduğunu sordu. Kadın söylemekten çekindi fakat Hz. Aişe (r.anhâ) ısrar edince, kadın; “Şu yedi husus ile amel etmeğe çok dikkat ederdim” dedi:

  • Kendimi korudum. Hiçbir zaman beni mahremimden başkası görmedi.

  • Benden bir şey isteyen dilenciyi, elimde bir şey olunca boş çevirmedim.

HACCIN FAZÎLETİ

1 yıl önce

Kabe bir tane olduğu için, hac ömürde bir kere ve imkân bulunan ilk zamanda yerine getirmek üzere farzdır. Cenab-ı Hakk âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Oraya (gitmeye) bir yol (imkân) bulan kimseye, Beyt (ullah)ı haccetmesi, Allah’ın hakkı (olarak o kimseye farz)dır.” (Al-i İmran s. 97) Bu âyet nazil olunca, Resûlüllah (s.a.v.) “Ey insanlar haccediniz” buyurdu. Orada bulunanlar, “Yâ Resûlallah, her sene mi yoksa bir kere mi haccedeceğiz?” diye sordular. Peygamberimiz (s.a.v.), “Ömürde bir kere” buyurdu.

DUANIN KABULÜ

1 yıl önce

Duânın da âdabı ve şartları vardır. Bu âdaba ve şartlara riâyet, icabetin te’minâtıdır. Kim bu şartlara riâyet etmeden duâsının kabûlünde ısrar eder ve kabul edilmediğinden gönlünü bozarsa azgınlardandır.

Duânın kabûlünde şart, nefis tezkiyesi ve kalb tasfiyesidir. Duâ eden evvelâ helâl lokma ile nefsini ıslâh etmeli, zikrullaha ihtimâm ederek kalbini ölümden kurtarmalıdır. Büyükler demişlerdir ki:

Duâ, gök kapılarının, anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri de helâl lokmadır.

MUHAMMED BİN FADL BELHİ (K.S.) VE BİRBİRİNDEN HİKMETLİ SÖZLERİ

1 yıl önce

Muhammed bin Fadl Belhi evliyânın büyüklerindendir. Aslen Belh’li olup 931 senesinde burada vefât etmiştir.

Ebû Osman Hayra, Muhammed bin Fadl’a yazdığı bir mektûbta “Bedbahtlığın alâmeti nedir?” diye sorduğunda, cevâb olarak “Bedbahlığın alâmeti üçtür: Bir kimseye ilim verilir ama ilmiyle amel etmez. Amel eder ama bu sefer de ihlâsla yapmaz. Üçüncüsü ise âlimler ile sohbet etmek nasîb olur, fakat onlara hürmet etmez.”

AZ İŞLEYİP ÇOK KAZANMAK

1 yıl önce

Berâ (r.a.)’in şöyle dediği rivâyet olunmuştur:

Uhud harbinde Nebî (s.a.v.)’e demir zırh ile yüzü örtülü bir kişi geldi de:

  • Ya Resûlallâh! Hemen harb edeyim de sonra mı müslüman olayım? diye sordu. Resûlullâh (s.a.v.)

- Müslüman ol sonra harb et! buyurdu.

O da müslüman oldu sonra harb etti. Nihâyet şehid oldu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

- Az işledi, fakat çok kazandı, buyurdu.

Sayfalar